Karşı Pencere – Vol 2 hikayesi

Hikayenin öncesini okumadan bu anlatımı okumanızın manası yoktur ona göre başlayınız. Hikayenin öncesi için bknz: 16honeys/stories/lang/tr/read/cadillacc/posts/57524.html#com_170259

Hayatımın en heyecanlı gününü yaşamıştım. Karşı balkondan fotoğraf çekerken bana verdiği poz, gösterdiği edalar, bana attığı kaçamak bakışlar ve bu kaçamak bakışlar sırasındaki cezbedici enstantaneler beni tam anlamıyla tutsak etmişti. Balkondan içeri girdiğinde tüylerim diken diken olmuş, penisim daha evvel olmadığı kadar aka boyutlara ulaşmıştı. Güneş de batmaya çoktan başlamıştı. Unutamayacağınız bir an yaşadığınızda zamanın durduğunu söylerler ama es geçtikleri bir şey var o an bittiğinde vakit arayı kapatmak için fazla daha acele ilerler. İşte öyle bir an yaşıyordum. O bana baktığında vakit durmuştu. O içeri gittiğinde ise vakit aradaki mesafeyi kapatmak için hızla akmaya devam ediyordu. Pencerenin önünde mahpus damında volta atan mahkumlar gibi olmuştum. Bir o yana bir bu yana… Tek eksiğim elimde salladığım bir tesbihti. Akşam oldu, onların evde yaşayan erkeğin apartmana girdiğini gördüm. Erkeği gördükten sonra yaklaşık bir saat daha volta atmaya devam ettim. Elimde noksan olan tesbihe şimdi bir de ağzımda cigara eklenmişti. “Bir daha balkona çıkamaz” diye bilgisayarın karşısına geçip dolaptan aldığım tuborgu açtım. Ve kesintisiz şekilde bana verdiği cezbedici fotoğrafı seyretmeye koyuldum. Artık ne kadar içine girmişssem fotoğrafın, kapı çaldığında saatin epey geçtiğini farketmemişim. Arkadaşlarım geldi gırgır şamata vs vs… “Neler yaptın?” diye sorduklarında, “ne yapayım aynı sıkıntılı günlerden biri daha” diye geçiştirdim içimde kopan arzuları belli etmemeye çalışarak…

Ertesi gün erkenden uyanmıştım. “Evdeki erkek gitmiştir” diye düşündüm. Bir gözüm karşı pencerede kahvaltımı etmeye çalıştım. Epey bekledim ancak ne pencerede ne de balkonda kimse görünüyordu. İçim içimi yiyor, içimdeki ateş söndürülmeyi bekliyordu. Saat bir gibi balkona çıktığını gördüm. Biraz daha çıkmasaydı yaz gelmeden bronzlaşmış olacaktım. Perdenin arkasındaydım. Benim odamın penceresine bakıyordu kaçamak bakışlarla. Perdeyi kaldırdım. Beni orda görünce bir an affaladı. Sanki orda olmasam daha iyi olur gibi bir fikir içindeydi. Gözlerini ayırmadan bana baktı. Arkasını döndü. Üzerinde tekrar al eşofmanı vardı. Kalçalarının hatları ahh ahh… Tam içeri girerken arkası dönük bana bir nazar attı sanki beni takip et der gibi. O bakışı güçlükle yakaladım, zira gözlerimi kalçalarından almak epey zor oldu.

İçeri gitti, bense hiçbir yere gidemiyordum. Tek gitmek istediğim yer onun yanıydı. Pencereden aşağı sarkmıştım. Yoldan geçip gidenlere bakıyordum. Birde baktım onun apartmanın taşlı alanından çıktığını gördüm. Üzerinde tekrar o al eşofman vardı bu kere üzerine lacivert bir askılı giymişti. Önce bana doğru baktı havaya bakıyormuş gibi yaparak ardından da az ilerideki markete doğru yürümeye başladı. Derhal arkasından evden çıktım. Üzerimde ne olduğunu unutmuştum. Üzerimde o kadar salaş kıyafetler vardı ki anlatmak istemiyorum. Ama önemi yoktu. Onun ışığıyla ne de olsa parlayacaktım. Koşa koşa yetiştim ona. Yedi sekiz adım arkasında yavaşladım. Marketten içeri girdi. Reyonlarda dolaşmaya başladı. Ben de dikkat çekmemek için arkasındaydım… Fakat giydiğim daha doğrusu giymediğim şeylerle dikkat çekmemem olası değildi. Reyonlarda oyalanmıyordu. Öyle geçip gidiyordu. Alt kata indi. Tabak çanak satılan reyonun olduğu yerde durdu. En sakin yerdi orası. Anlamıştım, beni bekliyordu. Arkasından yanaştım. “Merhabalar olsun mu?” diye bir giriş yaptım. “Olsun bakalım” dedi. O delici bakışlarına bu kere insanı daha da içine çeken hafif bir gülümseme eklenmişti. Benim heyecandan konuşacağıma pek olanak vermemiş olacak ki derhal lafa girdi, “Çok şıksın.” Ne diyeceğimi şaşırsam da derhal “senin için giyindim” dedim. O gülümseme tekrar oradaydı… Yüzünden gözlerimi alamıyordum. Uzaktan memelerini farkedememiştim ama yakından öylesine çekici duruyorlardı ki karanlığı hiç mi hiç sevmiyor edasındaydılar. Lafa girişti sanki içimden konuşuyor gibi, “Uzun zamandır beni izlediğini farkettim. Benim de sana bakmak hoşuma gitti. Daha doğrusu sen farkında olmadan sana bakmak.” “Eee şimdi ne olacak” diye sordum. “Biliyorsun fazla riskli bir durumdayız.” “Biliyorum” dedim. “Ne istiyorsun” diye sordu. “Seni” dedim. Gülümsedi. “Lafı uzatmaya gerek yok, ben de seninle sevişmek istiyorum. Fakat bir kere yaşayacağız. Ondan sonra hiçbir şey ham gibi devam edeceğiz” diye kabul etmemi bekler gibi sözlerini sonlandırdı. “Hiçbir şey ham gibi devam etmek imkansız kimse sana o balkondan bakmamı engelleyemez” diye söylendim. Tekrar gülümsedi. “Beni rahatsız etmediğin ve kimseye belli etmediğin sürece bakabilirsin ama bir kere yaşayacağız doruklara çıkacağız ve doruklardan inmeyeceğiz hep orada kalacağız” “Tamam” dedim.

Ertesi gün saat birde kapı çaldı. Kapıyı açtım. Bu sefer fazla daha şık giyinmiştim. “oo fazla şıkız” dedi aynı tavırlarla. “Her şey senin için” dedim. “Ne o askerde miyiz?” dedi. Ben de “boşuna hayran olduğum kadın değilsin” diye iç geçirdim. Her söze kendisine daha da hayran bıraktıracak bir cevabı vardı. Bir sürü şey hazırlamıştım, “bunlara gerek yok” dedi. “Soğuk ne var” diye sordu. “Tuborg” dedim. Aldı uzunca içti. Üçlü diye adlandırdığımız bir yatağımız vardı. Misafir geldikçe onun üzerinde yatardı. Üçlüyü gördü, “oo döşek da hazırmış” dedi. “Her şey senin için” diye tekrarladım. “Senin odana geçelim, üçlüyü oraya taşıyabilir misin” diye hafif alaycı bakışlarla sordu. “Bugün zor bende, her şeyi taşıyabilirim” dedim. Alaycı gülümsemesinin yerini takdir eden bakışlar almıştı. Zaten sıcak olan bedenim daha da alevlenmişti. Yatağı odamın yerine boylu boyunca attım. Ardından üzerine geçti. Yanına yaklaştım. Ateşlice öpmeye çalışırken kendini art çekti “Hiç konuşmayacağız” dedi. “Hiç gerek yok” dedim. Başladık öpüşmeye. Yumuşak zemin üzerinde ellerim bellerinde geziniyordu. Ne kadar öpüştük şu an hatırlamıyorum ama epey uzun sürmüştü. İster istemez ellerimiz uzuvlara gitti. Erkekliğime dokundu. Diğer yandan öpüşmemiz de sertleşmişti. Karanlığı sevmeyen memelerini özgürlüğe kavuşturmanın vakti gelmişti. Üzerindeki ak askılıyı çıkardım. Ak sütyen içinde dışta kalan memeleri beyazlığıyla gözlerimi kamaştırmıştı. Ellerimi onların üzerine attım. Daha evvel böylesine kıymetli şeylerle dokunmamışlardı. Yattık. Bir o üstte bir ben üstte öpüşmeye devam ediyorduk. Öpüşürken ikimizin de aylardır saklı bakışmalarına yansıyan bastırılmış zevkleri doruğa çıkıyor, kendini tutkuyla belli ediyordu. “Kırmızı eşofmanına bayılıyorum” demek istedim, diyemedim. Çıkardım üzerindeyken eşofmanını. O uzanırken ayağa kalktım. Üzerimde ne varsa bir hışımla attım. Gözleri bendeydi. Erkekliğimin haşmeti karşında ellerini uzattı. Dayanamadım üzerine yeniden çıktım. Dilini dışarı salmıştı. Dilini ağzıma kenetledim. Hala üzerindeydim. Saçlarımı bir hışımla yolmaya başladı. Memeleri göğüsleri üzerinde dilinin ıslaklığıyla daha da ıslanan dilimi gezdirmeye başladım. Cennetin kapısının önüne geldiğimde beni ak dantelli bir iç çamaşırı karşıladı. Derhal çıkardım onu. Tertemizdi. Adeta duru bir nehir gibiydi. Dilimi oraya yönlendirdim. Yolunu kendiliğinden buldu. Kendime özgü olan dilimle masaj özelliğini şimdi hayatımın kadınına uyguluyordum. Delirmişti. “Bu da nesi böyle” diyerek konuşma konusunda verdiği sözünden dönmüştü. Ancak döndüğünün farkında mıydı emin değildim. Büyüyü bozmadım. Dilimle masaja devam ettim. Öylesine kasıldı ki bacaklarını başıma doladı, yatakta aksi döndü. Kokluyordum. Mis gibiydi. Boşalmıştı benden önce… En katı halinde olan erkekliğimi surat üstü yatarken kalçalarının arasından cennetin kapısından içeri soktum anahtar misali. Anahtarım içeri girdiğinde “ahh” diye hafifçe inledi. Birkaç iniş çıkıştan sonra boynuna eğildim. Boynunu ısırdım. Hiçbir şey demedi. Arkasında salınmaya devam ettim. Bu yarma hissi ne de güzeldi. İnlemeleri artmıştı. Odada vücutlarımızdan diğer ses yoktu. Surat üstü yatarken bir den kollarını daha öne uzatarak domaldı. Başı yatağın üzerindeydi. Kalçalarından sıkıca kavramaya çalıştım ama terden tutunamıyordum. Var gücümle hızlandım. Tavşanlar gibi sikişiyorduk. Kaç dakikadır aynı pozisyonda olduğumuzdan emin değildim tek bildiğim hiç bitmemesini istediğimdi. Bir an nefessiz kaldığımı hissettim. Üzerine doğru kendimi bıraktım. Henüz boşalmamıştım. Hafif bir dinlenme ve dinlenirken kulaklarına boynuna inen dil darbelerimin ardından kucağıma oturdu. O beni, ben onu sımsıkı sarıyorduk. O karşı duvara ben karşı duvara bakıyordum. O, yavaş ama katı darbelerle üzerimde zıplamaya çalışırken ben yanaklarından tuttum. Ona baktım. Yeşil gözleri sadece benim için bakıyordu. Yanaklarından öylesine sıkıca tutuyordum ki ani dilini çıkardı. Dilimi çıkardım. Yapıştım. Yukarı yavaşça kalkıyor sertçe bir iniş yapıyordu erkekliğime… İyice kasılmıştım. Ani içine boşaldım. Hiç dert etmedi. Boşalmamış gibi devam ettik. Zira hiç boşalmamış gibi erkekliğim hala katı ve dik şekilde duruyordu. Üzerimden kalktı. Domalarak geriye doğru gitti. Elini göbeğimde gezdirerek elleriyle erkekliğime hiç dokunmadan yalamaya başladı. Gözlerim açıktı. Bu anın gözümde ölümsüz olacak karesini yakalamaya çalışıyordum. Ama bir kare yakalamak imkansızdı. Her kare muhteşemdi. Öyle yalıyor, ağzına ani alıyordu ki sanki yatağın üzerinde değil havada sevişiyordum onunla… Bir süre daha yaladıktan sonra yeniden üzerime çıktı. Bu sefer daha hızlı zıplamaya başladı üzerimde. Memeleri özgürlüğü sevmiş olmalıydı her şeyden herkesten müstakil salınıp duruyor, gözlerime ziyafet yaşatıyordu. Daha fazla dayanamadım onların salınırken olan albenisine, ani doğruldum hafif eğilerek dilimi çıkarmış şekilde sol memesine yapıştım. Isırmış olmalıyım ki bağırarak saçlarımı yoldu. Normalde başımı kaldırması gerekirdi halbuki daha da gömmüştü içine memelerinin. Doğruldum sımsıkı sarıldım. Yanardağ patlamak üzereydi. En sonunda al eşofmana, karanlığı sevmeyen memelere, kalçalarının hatlarına, o estetik vücuduna davetkar nazar ve sözlerine olanca arzumu salıvermiştim. Başımdan tutup daha da bir kendine çekti beni. Daha sonra ikimiz birbirmize sarılırken yatağa hızlıca düştük. Üzerimdeydi. Hiç kalkmasın istiyordum. Sabahlara dek sevişebilirdim. Yarım saate yakın üstümden kımıldamadı. Kımıldamasın istedim. Masadaki ufak saate baktı saat 5.30 olmuştu. Ani doğruldu. Yüzüme bakıyordu. Ben de doğruldum. Hala çıplaktı. Tanrım bu ne vücuttu böyle… “Gitme” dedim çaresizce. “Bize ayrılan sürenin sonuna geldik” dedi. Gülümsedik. Bir kere daha yapıştım dudaklarına. Giyindi. Kapıya göz attım kimse yoktu. Bu kere o gözlerimin içine bakarken hafifçe öptü beni. fazla söze gerek yoktu o an. Bakışlarımız, hissettiklerimiz fazla şey söylüyordu. Gitmek istemiyorduk. Ama mecburduk. Gitti. Arkasından sessizce söylendim, “gitmeni sevmiyorum ama gidişini izlemeye bayılıyorum” gülümsedik. Pencerenin önüne geçtim. Markete doğru yürüdü. Yarı yoldan döndü. Gözü yukarı baktı. Derhal art indirdi. Yürürken izlediğim keyfi almaya devam ediyordum. İçeri girdi. Önce karşı pencereye ardından da karşı balkona geçti. Gözünü ayırmadan bana baktı, bakışıyorduk. Dünyanın en varlıklı insanı gibiydim. Kısa bir an el salladı, arkasını dönüp içeri geçti, üzerinde al eşofmanı vardı. İçeri geçtim. Perdeyi kapadım. Ondan bana kalan bir ufak resimdi şimdi.

(Herkes sikişebilir ama herkes yazamaz. Vol 1’i ilgiyle okuyan kişilere teşekkür ederim. Umarım Vol 2’den de memnun kalırsınız. Yazılar hayli uzun oldu. Odun gibi sevişmeye karşı olduğum gibi odun gibi yazmaya da karşıyım. Zorla okutmuyorum. Gerçekleri yazın yapmadan yazamazsınız sadece yazdığınızı düşünürsünüz.)

Telefonda boşalmak ister misin? Derhal ara aşkım : 00353 515 737 08

Genel